|
FIKRALAR |
lazzzzzzzzz
Lazın biri bir gün içindekilerin hepsinin Kayserili olduğu bir uçağa
biniyor.Uçağın pilot bir anos
yapıyor."uçağımız düşmek üzere lütfen
gereksiz eşyaları atın"herkes geereksiz
eşyalarını attıyor.bir anos daha
eliyor"uçağımız düşmek üzere lütfen bütün
eşyalarınızı atınız" bütün eşyaları
atıyorlar.bir anos daha geliyor
"uçağımızın altı düşmek üzere herkes üste
tutunsun herkes" tutunuyor ve uçağın altı
düşüyor. ve son bir anos daha geliyor.
"aranızdan bir kişi atlayacak yoksa
uçağımız yere çakılacak" diyor. herkesin
gözü lazın üstünde ve lazda" tamam ben
atlarım ama hani alkış"........
Kayserilinin biri iş için Amerika’ya
gitmiş. Hazır buraya kadar gelmişken, uzun
yıllardır görmediği ve Amerika’da yaşayan
arkadaşımı da ziyaret edeyim demiş ve
yanına gitmiş. Başlamışlar sohbete. Bizim
Kayserili Amerika’da yaşayan arkadaşına
sormuş: -“Eee ne yapıyorsun, ne işle
meşgulsün buralarda ?” Arkadaşı: -“Abi şu
görmüş olduğun fabrikanın genel müdürüyüm
ben” diyerek övünmüş. Kayserili:
-“Yazıklar olsun sana” demiş. Arkadaşı
şaşırmış. -Neden ? Kayserili. -Bunca
yıldır Amerika’dasın fabrikanın sahibi
olamadın mı daha ? Arkadaşı: -Sorma abi ya
Kayserili: -Neden ? Arkadaşı: -Fabrikanın
sahibi de Kayserili.
TILKIYE CEZA
Bünyan’ın köylerinden birinde bir bağ
sahibinin bağına tilki dadanmış. Adam,
tilkiyi yakalarsam cayır cayır yakacağım
diye ahdetmiş. Bir gün tilkiyi yakalamış.
Ancak dinimizde bir canlıyı yakarak
öldürmek yasak olduğundan şu meseleyi bir
de ona sorayım diyerek hocanın yanına
varmış: -Hocam, ben bu hayvana ceza
vereceğim, ahdim var. Ancak yakmak günah
sen bana, uygun bir ceza söyle demiş. Hoca
tilkiye bakmış bir de bağcıya. Sonra
başından kavuğunu çıkarmış, tilkiye
giydirmiş, hayvanı salmış. Bağcı: -Aman
hoca ne yaptın, demiş. Hoca gülmüş: -Bu
ceza ona yeter de artar bile demiş.
BÜNYANLI HASAN PAŞA
Bünyanlı Hasan ismindeki şahıs, kendini
paşa zannedermiş .Hasan’a bir gün
sormuşlar: -Yahu sen paşayım diyorsun ama
elinde paşalık vesikan yok. İstanbul’a git
sana paşalık vesikanı versinler. Hasan
düşmüş İstanbul’un yollarına, varmış
çıkmış padişahın huzuruna. Padişah,
Hasan’ı dinlemiş. Hasan’ın saflığı hoşuna
gitmiş: -Oğlum Hasan! sen köyüne git
evraklarını daha sonra yollarım! Hasan
sevinerek köye gelmiş. Arkasından da
padişahın yazdırdığı evrak gelmiş. Evrakta
şunlar yazılıymış. Koramaz Dağı tarlan
olsun Eğer saban geçer ise Her hâneden bir
yumurta Eğer köylü verir ise Hasan, sen
paşasın Şu dağları aşasın Sarumsaklu
köyünde Yine paşalığını yapasın.
PROTESTO
Vaktiyle Kayseri Sanayi Bölgesinde sobacı
ustası İsmail Ağa mesleğini icra ederdi.
Ticaret hayatı işte... Bir gün verdiği
senedin tutarını ödemekte zorlanmış.
Senedi protesto olmuş ve ihbar İsmail
Ustanın adresine ulaşmış. Protestoyu
öğrenen usta utancından ne yapacağını
şaşırmış ve bağa kaçmış. Etrafına da haber
sızdırmamış. Ama kulağı tetikteymiş.
Emniyet güçleriyle jandarma ya da alacağı
olanlar grup halinde işyerine gelerek
kendisini protesto edecekler diye günlerce
kaçarmış. Aradan epey zaman geçtikten
sonra ne olduysa olmuş. Hele bir gidip
ortalığı kolaçan edeyim demiş ve iş yerine
uğradığında herkesin aldırmaz bir halde
işine gücüne devam ettiğini görmüş. Hiç
kimse kendisiyle ilgilenmiyormuş.
Protestoya dair kimse bir kelime bile
söylemiyormuş. Merak etmiş ve dükkan
komşularına sormuş: -Beni protesto edenler
olmadı mı? -Hayır. -Polis, jandarma ya da
kalabalık bir alacaklı grubu gelmedi mi?
-Hayır. Ama komşusu noterden bu protesto
evraklarının geldiğini söylemiş ve evrakı
ustaya uzatmış. Usta protesto kağıdını
almış, masanın üzerine çarpmış: - Protesto
dedikleri bu muydu? Bu ise her gün gelsin
be birader!
Karadeniz Eşşeği
karadenizlinin biri birgün kayseriye
gelir, pastirma dukkanina girer ve esnafla
tanisir.Karadenizden geldim arkadas,
gezerkende bi pastirmanin tadina bakayim
dedim...ama duyduguma gore insanlara
pastirma diye essek eti yediriyomussunuz
dogrumu?? diye sorar Bu sorunun karsisinda
tepesi atan kayserilide dogal olarak altta
kalmaz ve : evet dogru, essekleride
karadenizden getiririz..diye cevap verir
BİRAZ DAHA OKUSA...
Yahyalı’ya Adanalı bir ilköğretim
müfettişi geldi ve kısa zamanda ahbap
olduk. Kendisine köylere gittiğinde genç
öğretmenlere yük olmamasını, onların
imkanlarının kıt olduğunu anlattım.
Çevreyi iyi bildiğim için falan köye
gidince falan kişiye selam söyle, onda
misafir ol, falan köyün muhtarının hali
vakti iyidir, onda kal gibi notlar verdim.
Dikme köyüne varınca da Ateş Ağa’da
misafir ol, fakat o çok nüktedandır,
dikkat et, bir laf söyler altından
kalkamazsın, dedim. Günlerden bir gün
müfettiş, Ateş Ağa’ya misafir olmuş. Çok
iyi ağırlamışlar, ertesi gün ahırdan atını
eşeğini çıkartmış, hazırlamış, müfettişi
ata bindirmiş, kendisi de eşeğe binmiş,
öbür köye kadar götürüyormuş. İki günden
beri hiç de o anlattığım gibi nüktedan bir
adam olarak göremediği Ateş Ağayı müfettiş
yavaş yavaş yoklamaya başlamış: - Ateş
Ağa, maşallah senin Karakaçan çok hızlı,
ateş gibi yürüyor, demiş. - Evet beyefendi
iyi yürür, demiş. Beklediği cevabı
bulamayan müfettiş, biraz sonra Ateş
Ağanın eşeği yerde gördüğü tütün paketinin
kağıdını eğilip koklayınca, Müfettiş yine
söz açmış: -Ateş Ağa, senin Karakaçan
okuma da biliyor herhalde, demiş. Artık
sabrı tükenen Ateş Ağa: -Evet bilir
beyefendi. Biraz daha okusa müfettiş
olacaktı zaten, demiş.
DEVE ÇIKACAK DEĞİL YA...
Dönemin Valisi Erkilet’e gider. Orada
kendisine ikram edilen kahvenin ilk
yudumunda ağzına bir sinek gelir. Vali
buna hiddetlenir, kahvehane sahibini
çağırır. Adama bir sürü sayıp döker: -Pis
adam dikkat etsene. Bu ne saygısızlık...
Adam şaşırmıştır. -Hayrola paşam n’oldu?
Niye hiddetlenirsin? -Kahvenden sinek
çıktı, görmüyor musun? Adam gayet pişkin
bir şekilde cevap verir: - Verdiğin kaç
kuruş para ki paşam. Elbette sinek çıkacak
kahveden, deve çıkacak değil ya!...(
|
|
| |
|